İlk baskısı bir yılda tükenen ve İskenderiye Kütüphanesi’nin koleksiyonuna giren “Tarlabaşı-Kayıp Şehir”, belgesel fotoğraf sanatçısı Ali Öz’ün bir çalışması. Öz’ün, yaklaşık on yıl boyunca Tarlabaşı’nın sokaklarında yaşayarak tamamladığı çalışma, yalnızca bir fotoğraf albümü değil; İstanbul’un yakın tarihine bırakılmış görsel bir hafıza niteliği de taşıyor.
Sanatçı bu süreçte yaklaşık 50 bin fotoğraf çekerek bir semtin yok oluşunu ve orada yaşayan insanların yaşamlarını belgeledi. Ali Öz, kitabın ortaya çıkış nedenini şu sözlerle anlatıyor: “Amacım hiçbir zaman rant sağlamak olmadı. Tek isteğim burada yaşanan hayatı gelecek kuşaklara belge olarak bırakmak; tarihe bir dipnot düşmekti.”
‘TARİHE DİPNOT DÜŞMEK’
Kitabın, artık büyük ölçüde kaybolmuş bir mahallenin, orada yaşamış binlerce insanın, umutlarının, acılarının ve gündelik hayatlarının tanıklığı olduğunun altını çizen Öz, “Yaklaşık on yıl boyunca Tarlabaşı’nın sokaklarında dolaştım. Sabahın ilk ışığında da oradaydım, gecenin en karanlık saatlerinde de… Bazen bir düğüne tanıklık ettim, bazen bir cenazeye. Bazen çocukların oyunlarına, bazen de yıkılan evlerin sessizliğine…” diyor.
Bu süreçte yaklaşık 50 bin fotoğraf çeken Öz, her karede tek bir amacının olduğunu söylüyor ve ekliyor: “Tarihe dipnot düşmek. Çünkü biliyordum ki bir gün bu sokakların büyük bölümü artık olmayacaktı. İlk baskıyı yayımladığımızda doğrusu bu kadar büyük ilgi göreceğini tahmin etmiyordum. Kitap kısa sürede tükendi. Yıllar boyunca yüzlerce insan bana aynı soruyu sordu: ‘Bu kitabı yeniden ne zaman basacaksınız?’ Ne yazık ki uzun yıllar buna ‘Şimdilik mümkün değil’ demek zorunda kaldım. Bugün ise büyük bir mutlulukla bu soruya cevap verebiliyorum. Evet… Tarlabaşı yeniden aramızda. Bu yeniden doğuş, sadece benim çabamla gerçekleşmedi. Burada özellikle teşekkür etmek istediğim bir kurum var. MAST Enerji Teknoloji AŞ. Bir şirketin yalnızca üretime değil, kültüre ve toplumsal hafızaya da yatırım yapmasının ne kadar kıymetli olduğunu bu projede bir kez daha gördük” diyor.

Kitaplardan elde edilecek gelirin yeni belgesel projeleri için kullanacağını söyleyen Öz, “Çünkü inanıyorum ki belgesel fotoğraf yalnızca geçmişi anlatmaz. Toplumun vicdanını da diri tutar. Son olarak şunu söylemek istiyorum. Kentler yalnızca binalardan oluşmaz. Kentleri insanlar yaşatır. İnsanlar unutulduğunda, şehirler de hafızalarını kaybeder. ‘Tarlabaşı-Kayıp Şehir’, işte bu hafızayı korumak için hazırlanmış bir kitaptır” diyor.
Hiçbir zaman fotoğrafın peşinden değil aslında insanın peşinden koştuğunu vurgulayan Öz, bunu şöyle açıklıyor: “Çünkü insanın olduğu yerde sevinç de vardı, acı da, adaletsizlik de, umut da… Kırk beş yıl boyunca objektifimi hep insana çevirdim. Fotoğraf benim için estetikten önce vicdandı; haberden önce tanıklıktı. Bugün geriye dönüp baktığımda en büyük mutluluğum, çektiğim fotoğrafların bir dönemin hafızasına dönüşmüş olmasıdır” diyor.
‘İNSAN ONURU…’
Fotoğraf sanatçısı “neden fotoğraf çektim?” sorusuna ise şöyle cevap veriyor: “Kırk beş yıl önce elime aldığım fotoğraf makinesi benim için hiçbir zaman yalnızca bir araç olmadı. O, insanların hikâyelerine açılan bir kapıydı. Hayatım boyunca kolay olanı seçmedim. Savaşların gölgesinde kaldım. Darbeleri, grevleri, yoksulluğu, göçleri, depremleri, sokakları, direnişleri ve unutulmaya bırakılan hayatları fotoğrafladım. Çünkü ben, tarihin yalnızca kazananlar tarafından yazılmasına hiçbir zaman inanmadım. Fotoğraf makinemi hep sesi duyulmayan insanlara çevirdim. Bir çocuğun bakışına… Bir işçinin nasırlı ellerine… Bir annenin sessiz bekleyişine… Bir mültecinin yorgun yüzüne…Yıkılmak üzere olan bir mahallenin son ışıklarına… Benim için fotoğraf, güzel görüntüler üretme sanatı olmadı. Fotoğraf, insanın onurunu koruma çabasıydı” diyor.
Bugün yeniden yayımlanan “Tarlabaşı-Kayıp Şehir”inde bu anlayışın ürünü olduğunun altını çizen Öz, “Eğer bugün geriye dönüp baktığımda huzurluysam, bunun nedeni çok ödül almak değil; çektiğim fotoğrafların yıllar sonra bile insanlara dokunabiliyor olmasıdır. Fotoğrafın gerçek değeri de sanırım burada saklıdır” diyor.
