MİT bünyesinde kurulan Milli İstihbarat Akademisi’yle ilgili neler biliniyor, Akademi ilk raporunda hangi konuya dikkat çekti?

Milli İstihbarat Servisi (MİT) bünyesinde kurulan Milli İstihbarat Akademisi, 6 Ocak itibarıyla faaliyetlerine başladı.

Akademi; istihbarat, güvenlik ve strateji alanlarında lisansüstü eğitim verecek ve bilimsel araştırmalar gerçekleştirecek.

Akademi’nin hazırladığı ilk rapor da yayımlandı. Çalışmada, Batı ülkelerindeki aşırı sağcı hareketler ele alınıyor.

Akademi’yle ilgili merak edilenleri ve kurumun ilk raporunda neler bulunduğunu inceledik.

Akademi neyi hedefliyor?

Kuruluşu MİT Başkanı İbrahim Kalın tarafından duyurulan Akademi ilgili detaylar, MİT’in yenilenen internet sayfasında da yayımlandı.

Sayfada Akademi’nin, yürüteceği eğitim ve bilimsel araştırmalarla Türkiye’de istihbarat alanının bir bilim dalı olarak yerleştirilmesi ve geliştirilmesine katkı sağlaması hedeflediği aktarılıyor.

Anadolu Ajansı (AA), Akademi’nin bu yıl güz döneminde yüksek lisans ve doktora programlarına öğrenci almaya başlayacağını bildirdi.

Ajans, başvuru takvimi ve sürecinin Nisan ayı içerisinde Akademi’nin resmi internet sitesinde duyurulacağını da bildirdi.

Başvurular nasıl olacak?

MİT’in sayfasındaki bilgilere göre, Akademi bünyesindeki enstitülerde açılacak yüksek lisans ve doktora programlarına, üniversitelerin en az 4 yıllık örgün eğitim veren ilgili lisans programlarından mezun olmuş ve akademi şartlarını karşılayan adaylar başvurabilecek.

Bu programlarda eğitim gören öğrenciler; istihbarat, güvenlik, strateji, bölge çalışmaları, siber güvenlik ve kriptoloji, uydu-uzay sistemleri, yapay zeka ile veri analitiği ve benzeri alanlarda çalışmalar yürütebilecek.

AA, Akademi’den alınan diplomanın Yüksek Öğrenim Kurumu (YÖK) tanınırlığı olacağını aktardı.

Akademi’nin eğitim çalışmalarının yanı sıra bilimsel araştırmalar gerçekleştireceği, araştırma ve geliştirme projeleri yürüteceği de belirtiliyor.

Ulusal ve uluslararası düzeylerde çalıştay, seminer, konferans, kongre gibi organizasyonların düzenlenmesi hedeflendiği aktarılıyor.

İstihbarat, güvenlik, strateji ve bölge araştırmaları alanında çalışan ulusal ve uluslararası akademisyenler, öğrenciler, uzmanlar, siviller ya da kamu personeli için disiplinler arası araştırma platformu işlevi görmeyi de hedeflediği bildirilen Akademi’nin, bu alandaki ulusal ve uluslararası tartışmalara katkı sunmayı planladığı belirtiliyor.

Akademi’nin başında kim var?

Akademi’nin başında Prof. Dr. Talha Köse bulunuyor.

İstanbul Şehir Üniversitesi ile İbn Haldun Üniversitesi’nin kuruluş sürecinde görev alan, siyaset bilimi ve uluslararası ilişkiler bölüm başkanlıkları yapan Köse, Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı’nda (SETA) Toplum Masası Direktörlüğü ve Brüksel Masası Direktörlüğü görevlerini yürütmüş bir isim.

Prof. Dr. Köse, geçmişte İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde de görev almıştı.

Prof. Dr. Köse; uluslararası ilişkiler, çatışma çözümleri, barış inşası, Türk siyaseti, etnik ve mezhepsel kimlikler ve radikalleşme gibi konularda çalışmalar yürütüyor.

Akademi’nin hazırladığı ilk raporda neler var?

Akademi’nin hazırladığı ilk rapor, MİT’in internet sitesinde yayımlandı.

“Batılı Ülkelerde Aşırı Sağ Hareketler” adını taşıyan metin, “2023 Değerlendirme Raporu” alt başlığına sahip.

Metnin önsözünde, bu tür araştırma ve raporların tartışmalara teorik ve metodolojik katkı sunmayı amaçladığı, bu tür yayınların akademi dünyası ve kamuoyu ile paylaşılacağı belirtiliyor.

Rapor, Batı ülkelerinde son yıllarda yükselişte olduğu belirtilen aşırı sağcı hareketleri ele alıyor.

Çalışmanın; 2023’teki gelişmelere odaklandığı; aşırı sağcıların eylemleri hakkında medyada çıkan haberler, siyasetçilerin söylemleri, resmi açıklamalar, bu oluşumlarla mücadele için yürütülen yasal çalışmalar, kolluk güçlerinin hareket tarzları ve operasyonlara ilişkin verilerin derlenmesiyle oluşturulduğu belirtiliyor.

Raporda, “Millî İstihbarat Akademisi olarak ilk araştırma raporumuzun bu konuda yayımlanması anlamlıdır. Zira aşırı sağ hareketlerin eylem ve söylemleri, aynı zamanda Türkleri de hedef almaktadır” ifadesine yer veriliyor.

Özellikle koronavirüs salgınıyla birlikte çevrim içi ağlarla küresel iletişim gücünü kuvvetlendiren aşırı sağcı grupların, Telegram başta olmak üzere kapalı iletişim kanalları üzerinden iş birliği ve koordinasyon faaliyetlerini ivmelendirdiği belirtiliyor.

Aşırı sağcıların özel olarak 13-18 yaş grubunu etkilemeye çalıştığı belirtilen raporda, oyun platformları başta olmak üzere, sosyal medya uygulamaları ve fitness kulüpleri aracılığıyla eleman temini faaliyetleri yürütüldüğü aktarılıyor.

Gerçekleştirilen eylemlerin yaklaşık yüzde 70’ini, provokatif ve kışkırtıcı eylemlerin oluşturduğu vurgulanıyor.

Raporda; 2023 yılı içerisinde aşırı sağ bağlamında en hareketli ülkeler arasında sırasıyla Danimarka, ABD, Almanya, Birleşik Krallık, Avustralya, İsveç, Hollanda, Fransa ve Avusturya’nın bulunduğu belirtiliyor.

Rapora göre, 2023’te İslam ve Türk karşıtlığının en yoğun yaşandığı bölgenin Avrupa olduğu; Almanya’da camilere gönderilen tehdit mektupları ve İskandinav ülkelerinde Kur’an-ı Kerim yakma eylemlerinin ise dönem içerisinde gündemde önemli yer edinen eylem türleri olduğu aktarılıyor.

Raporda ‘yabancı savaşçılar’ konusunda da dikkat çekiliyor

Çalışmada “yabancı savaşçılar” konusuna da dikkat çekilmiş.

Metinde, aşırı sağcıların bir bölümünün saha tecrübesi kazanmak ve patlayıcı ile silah temin etmek amacıyla çatışma bölgelerinde aktif şekilde faaliyet gösterdiğinin tespit edildiği ifade ediliyor.

Ukrayna’dan yapılan ve başta Batılı aşırı sağcılar olmak üzere yabancı savaşçılar tarafından silah, patlayıcı kullanımı ve saha tecrübesi kazanmak için bir fırsat olarak görülen “savaşa davet” çağrısının, birçok kişide karşılık bulduğu kaydedildi.

Raporun sonuç bölümünde önümüzdeki dönemde de birçok ülke için güvenlik sorunu olmaya devam edeceği öngörülüyor.

Çözüm olarak ise “uluslararası işbirliğinin artırılması, alternatif yöntem/metotlara yönelik yeni stratejiler geliştirilmesi, kamuoyu tarafından tehdidin ciddiyetinin ön plana çıkarılması, Batılı devletlerce ‘kişisel ifade özgürlüğü’ ile ‘nefret suçu’ arasındaki farkın yasal teminat altına alınması, bu konuda akademik çalışmaların yoğunlaştırılması” öneriliyor.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir